İskenderun Emek ve Demokrasi Platformu Güvercinli parkta kitlesel basın açıklaması yaparak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve sonrasında yaşanan olaylarla ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaştı.
Platform sözcüsü Ve İnsan Hakları Derneği İskenderun Şube Başkanı Coşkun Coşkun tarafından kamuoyuna aktarılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:
19 Mart 2025 günü sabah, Türkiye’nin en büyük kenti olan İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı ile kimi ilçe belediye başkanları başta olmak üzere çok sayıda yurttaşın gözaltına alındığı haberleriyle uyandık. Bu gözaltılar ile birlikte aynı zamanda, Valilikler tarafından, insan ve yurttaş olmak bakımından sahip olduğumuz ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, ulaşım hakkı başta olmak üzere demokratik bir toplumun temelini oluşturan pek çok hak ve özgürlüğün ağır biçimde ihlal edildiğine, dolayısıyla yurttaş olma vasfımızın tümden yok edildiğine tanık oluyoruz.
Aslında bugün yaşananlar, gündelik hayatta yaygın ve sistematik insan hakları ihlallerinin daha da yoğunlaşmasının çok ötesinde, hakları sistematik olarak ihlal eden bir devlet pratiğinin artık hak ve özgürlükler temelli bir rejim fikrinin tamamen terk edildiği bir sürece ulaştığı endişe verici boyutu ortaya koymaktadır.
Pek çok düzenleme ile kalıcılık kazandırılan bir OHAL rejimi altında yönetilmekte olan ülkemizde belirsizlik, kuralsızlık ve keyfilik, rejimin kendi varlığını sürdürebilmesinin ana unsurlarına dönüşmüş durumdadır. Rejimin bir yönetim tekniği olarak kullandığı belirsizlik yaratma gücü, iktidarın her bakımdan tek elde toplanmasına, tüm denetim mekanizmalarından azade kılınmasına ve toplum üzerindeki baskı ve kontrolünün sınırsız artışına olanak sağlamaktadır. Aynı zamanda her türlü kimlikten bağımsız bir şekilde, herhangi bir kurala dayalı olmayan hukuk dışı ve keyfi uygulamalar, son dönemde özellikle ‘zamandan ’da bağımsız bir biçimde sıradan hale getirilmektedir. Bunun sonucunda özellikle ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü hakkını geçmişte kullanmış ya da bugün ve gelecekte kullanmak isteyen milyonlarca yurttaş, çok uzun yıllar sonra, haklarında verilmiş yargı kararlarıyla aklanmış olsalar bile, her an, hukuki hiçbir somut gerekçeye dayalı olmaksızın her türlü baskıya maruz kalabilecekler, kazanılmış haklarını yitirebileceklerdir. Bu durum, yine demokratik bir toplumun temelini oluşturan ‘hukuki güvenlik’ ilkesinin tümüyle ortandan kalkmasından başka bir şey değildir. Hukuki güvenlik ilkesinin olmadığı bir yerde ise ne hukuk devletinden ne de demokrasiden söz etmek mümkündür. Olsa olsa hukuk normları yerine salt siyasal ihtiyaç ve çıkarlara dayalı tedbirlerle sürdürülen bir belirsizlik ve keyfilik rejimi söz konusudur.
AKP iktidarının ana muhalefet partisi olan CHP’ye yönelik, önce kurultay gerekçe gösterilerek kayyım atanma tartışması yapması, sonrasında Cumhurbaşkanı seçiminde muhtemel aday olabilecek ve kamuoyu yoklamalarında büyük destek aldığı görülen İstanbul BB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilip, çeşitli gerekçeler üretilerek tutuklanması tamamen siyasi ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır. Tüm Türkiye’de gösterilen demokratik tepkileri bastırmak amacıyla barışçıl gösterilere şiddetle gerçekleşen kolluk saldırıları ile halkın toplanma ve gösteri özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, kişi güvenliği ve özgürlüğü, ulaşım hakkı ve seyahat özgürlüğü, iletişim ve bilgi edinme hakları ihlal edilmiştir. Tepkilerini göstermek için sokağa çıkan halka yönelik polis müdahaleleri ve ardından ev baskınları sırasında gözaltına alınan yüzlerce kişi işkence ve kötü muameleye maruz bırakılarak özgürlüklerinden keyfi olarak alıkonulmuştur. Son birkaç gün içerisinde kendi siyasi gelecekleri için yaptıkları operasyonlarla halkın ekonomik olarak çektiği sıkıntıların arttığını ve halkın daha da yoksullaşmasına neden olduklarını görüyoruz. Üniversite öğrencilerinin gelecek kaygısıyla sokaklara dökülmesi, yine İstanbul Barosu’nun hedef alınması nedeniyle savunma hakkı adına avukatların her yerde tepki göstermesi hukuk tanımaz tutumun sonucudur.
‘Artık yeter! ’duygusuna yol açan bu pervasızlık ve keyfilik karşısında uzun süredir söylediklerimizi inatla bir kez daha dile getireceğiz. Evet, gerçekten artık yeter! Hukukun üstünlüğü ilkesinin, insan hakları ve demokrasi değerlerinin ayaklar altına alınması, yargının araçsallaştırılarak adaletin tümüyle ortadan kaldırılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu uygulamalar aynı zamanda birlikte yaşama iradesini yıkıcı biçimde tahrip ederek barışa ve geleceğe dair tüm umutları yok ediyor, toplumu geleceksiz bırakıyor.
Böylesi bir ortamda, sivil alanın da kapanmasına yol açan içinde yaşamakta olduğumuz ağır krizin aşılması için hukukun üstünlüğünü hayatın her alanında öne çıkaran bir yaklaşımın ülkemizde etkin kılınması bugün daha da gerekli hale gelmiştir. Bu nedenle, bu gidişata izin vermeyeceğiz, yurttaş olmaktan, insan hakları ve demokrasi değerlerinden, birlikte yaşama iradesinden vazgeçmeyeceğiz. Aydınlık bir geleceğe olan umudumuzu hiçbir şekilde yitirmeyeceğiz. Siyasi operasyonlara, iktidara muhalif olan herkesin, ya yolsuzluk ya terörle suçlanmasına, baskı ile sindirme ve tek adam rejiminin kabul edilmesi çabalarına, izin vermeyeceğiz. Mücadelemizi ortaklaştırarak, demokratik değerlerle, barış içerisinde aydınlık bir geleceği hep birlikte kuracağımızı buradan bir kez daha ilan ediyoruz.